-2-
1952 yılının Ekim döneminde, diplomasını almak için önünde daha onbeş sınav vardı. Gelecek yılın mayıs ayında tıp fakültesinden mezun olacağını hesap ediyordu. Kasım ayında girdiği göz hastalıkları, üroloji ve deri hastalıkları sınavlarında başarılı oldu. Aralıkta on dersin daha sınavlarını verdi. Böylesine çok dersin sınavını bu denli kısa zamanda başararak tüm tıp eğitimi rekorlarını kırmış oluyordu. 11 Nisan 1953'te son bir sınavdan daha geçip, allergoloji üzerine tezini vererek Buenos Aires Tıp Fakültesini bitirdi. Babası, «Diplomasını kaldırıp attı,» derdi. Gerçekten de, 1953 Temmuzunda Che, yine yollara düşmüştü.
Latin Amerika'yı gezip görmek için çıktığı bu ikinci yolculukta, yanında yol arkadaşı Carlos Ferrer vardı. «Yacuibe Pocitos» adlı uluslararası trenle, gezinin ilk durağı olan Bolivya'ya vardılar. Uzun süreli halk mücadeleleri, reformist Paz Estensoro hükümetinin kurulmasına olanak sağlamıştı. «Yerlilere, bitlerden bir anlık kurtuluş için DDT veriyorlar da, bitlerin çoğalmasına yol açan temel sorunların çözümüyle uğraşmıyorlar,» diye düşünüyordu Guevara.
12 Temmuz 1953'te La Paz'a vardılar. 22 Ağustos'ta Cuzco'ya geçtiler. Ernesto, Lima'dan, ailesine, 4 Eylül 1953 tarihli bir mektup gönderdi. İzleyecekleri yolu belirtiyordu bu mektubunda, Guayaquil, Quito ve Bogota üzerinden Caracas'a gideceklerdi.
4 Ekim'de, babasına, Ekvador'un Guayaquil kentinden yazdığı mektupta: «Çok zor koşullarda yolculuk yapıyoruz, ama gördüklerimiz giderek daha da ilginçleşiyor... Harika bir kişisel özgürlük havası soluyabiliyoruz burada,» diyordu. Che, bu yolculuğu sırasında, kendisi gibi beş parasız genç bir Arjantinli avukat olan Ricardo Rojo ile tanışmıştı. Hep birlikte, Panama üzerinden Guatemala'ya gitmeyi kararlaştırdılar. Rojo, daha sonra, arkadaşlarıyla ilgili olarak şunları anlatmıştı: «Peron'un yarı-halkçı, can sıkıcı Arjantin'inde bulamadığı heyecan ve eğlenceyi öteki Latin Amerika ülkelerinde arayan pek çok genç yurttaşımızdan biriydim. Bir gün, La Paz'da zengin bir Arjantinlinin evine, kokteyle davet edilmiştim. En yeni gömleğimi giyip davete katıldım. Fakat, bir köşede eskimiş kahverengi ceketli, bumburuşuk gömlekli, delik ayakkabılı genç bir adam görünce çok şaşırmıştım. Bu sakalsız genç adamla tanıştırıldım. İlk izlenimimi hiç unutamıyorum, çünkü gururlu siyah gözlerinin derin bir anlamı vardı. Ernesto Che Guevara idi bu genç. Konuşurken ellerini sallamak, çenesini ileri uzatmak, kemikli elleriyle uzun siyah saçlarını geriye atmak gibi alışkanlıkları vardı. Astım hastasıydı, konuştuğumuz sürece hırıltılı soluk alıyor, bazen tıkanıyordu. Tıp doktoru olduğunu, Venezüella'da bir cüzam hastanesinde görev alacağını söyledi (Granados'un çalıştığı hastanede). Siyaseti pek sevmiyor ve ilgilenmiyor, fakat Latin Amerika kıtasındaki haksızlıklar konusunda uzun uzun konuşmaktan bıkmıyor, kendisini dinleyecek birini bulunca hemen bu tür tartışmalara giriyordu.»
Roja, Guevara ve dört Arjantinli daha yakın arkadaş olmuşlardı. Kahvehanelerde masaların etrafında oturarak Latin Amerika'nın durumunu ve bu konuda neler yapılabileceğini tartışıyorlardı. Bir süre sonra konuşmaktan sıkılıp Peru'ya kadar otostop yapmaya karar verdiler. Sonunda, 1953 Ağustosunda, Ekvador'da Guayaquil'e vardılar. Rojo şunları anlatıyor: «Nereye baksak, hep sömürü ve yoksullukla karşılaşıyorduk. Guevara sistemi yıkmaktan giderek daha sık söz eder olmuştu. Değiştirmek yetmez, yıkmak gerek, diyordu.» Rojo: «Devrimden sözediyorsun, ama bir şey yapamıyorsun,» deyince Guevara: «Bakalım, görürüz,» diye cevap vermişti.
Guyaquil'in limanına yakın kiralık bir evde yaşayan altı Arjantinli, iş bulmaya çalıştılar. Ama iş yerine, United Fruit Company'ye ait bir yük gemisi için altı yolcu bileti elde edebildiler. Bu konuda, 24 Ekimde, Che, annesine şunları yazmıştı: «... Çalışma tasarılarım çok karmaşık, her şey demir atacağım yere bağlı... Güç bela Panama için vize alabildik. Pazar günü, yani yarın yola çıkacağız. 29 yada 30 Ekimde gideceğimiz yere varacağımızı sanıyorum.»
10 Aralıkta teyzesi Beatriz'e yazdığı mektupta şöyle diyordu: «...Hayatım beklenmedik kararlar okyanusu sanki... Şu anda, doktorluktan başka gazetecilik de yapıyor, hatta olanak bulduğumda üniversitelerde ders bile veriyorum. Turp gibi sağlıklı, boş mideli ama sosyalist geleceğe inancı tam olan yeğenin sana bir öpücük gönderiyor.»
Gemiyle ancak ikişer ikişer yolculuk yapabileceklerdi. Rojo ve ötekiler, sevinerek yola çıktılar ve Panama'da Che'yi beklemeye başladılar. Üç ay sonra, beklemekten vazgeçip Guatemala'ya gittiler. Guatemala'da, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki eğitimini bitirip yurduna dönmekte olan Arjantinli ekonomi uzmanı Walter Beveraggi Ailiende ve onun kardeşi Domingo ile karşılaşan Rojo, Arjantin'e dönmeye karar verdi. Beveraggi Ailende o günlerle ilgili olarak şunları anlatıyor: «Guatemala ile Costa Rica arasındaki Pan-American kara yolunda motosikletle giderken, Piedras Blancas adlı küçük bir sınır kentine vardığımızda yolun geçilmez olduğunu görüp durmak zorunda kaldık. Birdenbire önümüze iki yolcu çıktı. Ayaklarına sandalet giymişlerdi, üstleri başları toz-toprak içindeydi, rüzgar ceketleri ve sırt çantaları vardı. Bunlardan biri Che, öbürü de La Plata'lı Eduardo Garcia'ydı. Panama'dan buraya yürüyerek gelmişlerdi. Beş Arjantinli yine bir araya gelmiştik. Peron rejiminin kurbanlarıydık. Rastlantılar bizi buluşturmuştu. Che, beni her zamankinden çok etkiledi. Sessizdi, ama varlığı seziliyordu. Orta Amerika'da karşılaştığı yoksulluk ve ezilmişlik onu sarsmıştı. Görünümü yoksul, ama mücadeleye kararlı ve içinde beslediği bir ideal uğruna fedakarlığa hazırdı. Dünyadaki tüm haksızlıklar karşısında sorumluluk duyduğu hissediliyordu. Onun için üzülüyordum, ona bazı giyim eşyalarımı verdim. Hemen hemen hiçbir şeyi yoktu, üstündeki elbiseler kullanılamaz haldeydi. Onları otomobille Managua'ya geri götürdük. Yolculuk iki gün sürdü. Che, birçok kez astım nöbeti geçirdi. Managua'da, Ricardo Rojo ile otomobili sattık, Che, kardeşim Domingo ve Garcia, yaya olarak Guatemala'ya gittiler. Orta Amerika'daki gezilerim sırasında, Che'yi birçok kez daha görme fırsatı buldum. Bir gün, aç, şiş karınlı çocuklara rastladık. United Fruit'e ait bir bölgedeydik. Che, büyük bir öfkeye kapıldı, Kuzey Amerikalı sömürücülere sövüp saydı, fakat sinirlendiği için iki saat süren bir astım nöbetine yakalandı.»
Bu sırada Rojo, Che'ye, Guatemala'da olan biteni anlatmıştı. Jacobo Arbenz rejimi United Fruit'i millileştirmeye çalışıyordu. Toplumsal bir devrim başlamak üzereydi. Bu haber Che'yi heyecanlandırdı, oraya gitmeye karar verdi. 1953'ün son günlerinde Guatemala City'ye vardı. Yanında, Arbenz hükümeti üyelerinden Juan Angel Nunez'e sunmak üzere bir mektup getirmişti. Bu kişinin aracılığıyla, Peru asıllı sürgün Hilda Gadea ile tanıştı ve birkaç ay sonra onunla evlendi. Che, bu sıralarda anayasal hükümetin hizmetinde doktor olarak çalışıyordu. Ucuz bir pansiyona oturuyor, eve günde 50 cent ödüyorlardı. Astımı yenmek için bol bol meyve yemesi gerektiğine inanır, özellikle elma, armut ve üzüm yemeyi severdi. Ama, bu meyveler Guatemala'da az bulunuyordu. Che çok zayıflamıştı. Guatemalalı arkadaşı Julia de Cobos, onun astım ilaçlarını yanı başına koyarak sırtüstü yatıp günlerce kitap okuduğunu söylerdi.
Hilda, Peru'da Aprista Gençlik Hareketi üyesiydi. Bu örgüt o sıralarda devrimciydi, fakat sonradan tutucu bir kuruma dönüştü. Genç kadının aracılığıyla, Che, Nico Lopez ve Kübalı sürgünlerle tanıştı. Bunlar, 26 Temmuz Hareketi üyeleriydi. 1953 Temmuzunda, Küba'da, Moncada Kışlasına saldırıya girişmişlerdi. Bu hareketin üyelerinin bir kısmı hapiste, bir kısmı da sürgündü. Guatemala'ya yeni gelmişlerdi ve Decima Avenida'da, Cervantes pansiyonunda kalıyorlardı. Ernesto Guevara'nın "Che" adını alması tam bu zamana rastlar. Onun, arkadaşlarına "Che" diye seslenmesi Kübalıların ilgisini çekmişti. Arjantin'de "Che", «arkadaş, dost» anlamına geliyordu.
Hilda anılarını anlatırken: «Che'ye, Fidel'den ve onun eylemlerinden uzun uzun sözettim. Che, Fidel'e karşı büyük bir hayranlık duymaya başladı,» der.
Bu, Che'nin 26 Temmuz Hareketi üyesi Kübalılara ilk rastlayışı değildi. Dominican Cumhuriyeti eski başkanı Juan Bosch, Che ile Costa-Rica'da, San José'de tanışmıştı. «Che, Moncada saldırısına katılan bir grupla ilk kez orada karşılaştı,» diye anlatıyor. «O günlerde, diyor Bosch, Guevara çok az konuşuyordu. Bir soru sorulduğunda cevaplandırırdı, ama kendi isteğiyle bilgi vermezdi. Bir köşede oturur, anlatılanları dinlerdi. Ekonomik durumu çok kötüydü. Ama, başkalarının yardımını da kabul etmezdi. Durmadan, gördüklerini, duyduklarını düşünürdü. O sıralarda, önerilen çözümlerden hiçbirine yanaşmıyordu. Ona sorulduğunda, tüm partileri eleştiriyor, kendi konumunu da savunmuyordu. Sorulara cevap veriş biçiminden, onun daha o zamanlarda marksizmi benimsediği kanısına varmıştım.»
Che, Aprista üyeleriyle ve Latin Amerika'nın çeşitli ülkelerinden gelen solcu sürgünlerle tartışmaya çok zaman ayırabiliyordu. Bu grubun içinde Luis Manuel Penaluer adlı bir doktor da vardı. 1958 devriminden sonra Venezüella'da milletvekili oldu. Che ile ilgili olarak şunları anlatıyor: «Che, çok güç durumdaydı. Birincisi, hiç parası yoktu. İkincisi, astım onu çok yıpratmıştı. Ona birçok kez ilaç aldım, C vitamini iğneleri yaptım. Hatta, onu bir hafta için hastaneye yatırmak zorunda kaldık.»
28 Aralık 1953 günü, Cuidad Guatemala'dan bir mektup yazıp gezdiği yerleri annesine anlattı: Costa-Rica'dan Salvador'a ve Nicaragua'ya kadar yaya ve Nicaragua'nın başkenti Managua'dan Guatemala'ya otomobille gitmişlerdi. Siete dergisinin 45 nolu sayısında bazı bilimsel makaleleri yayınlanmıştı.
5 Ocak 1954'te, Cuidad Guatemala'daki Arjantin konsolosluğundan teyzesi Beatriz'e yazdığı mektupta: «Demokrasi havasını rahatça soluyabildiğim bir ülkede yaşıyorum,» demişti.
Kız kardeşi Anna-Maria'ya gönderdiği 15 Ocak 1954 tarihli mektupta, astıma karşı Guatemala'da bulamadığı bazı ilaçların gönderilmesini istiyordu: «Bu iklim benim için pek iyi değil, çok sıkı rejim yapmak zorundayım...» diye yazıyordu.
2 Şubat 1954'te babasına şunları yazdı: «...Ekmeğimi kazanmak için yaptığım günlük işler, Guatemala'yı istediğim gibi gezmeme fırsat bırakmıyor.»
Beatriz Teyzesine 12 Şubat 1954 günü yazdığı mektupta, Guatemala'da altı ay kalmak, sonra birer yıl süre ile Venezüella, Meksika, Küba ve Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşamak istediğini belirtiyordu. Daha sonraki iki yılı Haiti ve San-Domingo'da geçirecek, sonra da Avrupa'ya uzun bir yolculuğa çıkacaktı. Bu mektup, Hilda'nın çalıştığı Üretimi Geliştirme Enstitüsü'nün başlıklı kağıdına yazılmıştı. Ernesto o sıralarda, sendikaların hizmetinde doktor olarak çalışıyordu.
Ailesine 28 Şubat 1954 tarihinde gönderdiği mektupta şunları yazıyordu: «Gelecekteki çalışmalarımın neler olacağını ancak tanrı bilir... Yazmak istediğim bir kitap için malzeme topluyorum... Ama günlük ekmek kaygısı buna fazla zaman ayırmamı engelliyor.» İşçi sendikası üyesi olmadığı gerekçesiyle köylü toplulukları arasında doktorluk yapamadığı için üzüldüğünü belirtiyordu.
1954 Martında, Guatemala'nın vahşi bir bölgesi olan Peten'den ailesine gönderdiği bir mektuptan: «Burası, Maya uygarlığının en parlak dönemini yaşamış, muhteşem bir yer. Cortes'in kaptanı Alvarado'nun istilasına sahne olmuş. Şimdiyse, Meryem Ana resimleri ortadan kaybolmuş, hastalıklar kol geziyor.» Bu mektubunda hem tıbba, hem de arkeolojiye karşı tutkusunu yansıtıyor.
Arkeolojiye karşı duyduğu canlı ilgi nedeniyle, Tical ve Piedras Negras yıkıntılarını göremediğine hayıflanıyordu. Yeni bir yolculuk planı ortaya attı: « Batı Avrupa'da iki yıl, Paris'te en az altı ay kalınacak. Doğu Avrupa'da bir yada iki yıl yaşanacak, bu zamanın yarısı Rusya'ya ayrılacak. Asya'da, Hindistan'da ve özellikle Çin'de iki-üç yıl kalınacak. Sonra maceranın rüzgarının estiği yöne göre Afrika gezilecek, böylece dünya seyahati sona erecek...»
10 Mayıs 1954'te annesine yazdığı bir mektuptan: «... Guatemala'da, çok zengin olabilirim... Bir klinik açıp özellikle allergoloji üzerine çalışabilirim. Ama bu, kalbimde yaşayan iki varlığa, yani benliğimi oluşturan sosyalist ve gezgin yönlerime en aşağılık cinsten bir ihanet olur...»
Kardeşlerine gönderdiği 15 Mayıs 1954 tarihli mektubunda da: « ... Salvador'a doğru yola çıkmak üzereyim...» Guatemala için vize süresi dolmuştu.
1954 Haziranında annesine yazdığı mektupta tarihin altına, «...ilk umut ayı...» diye yazmış. Bir türlü elde edilemeyen bir vizenin bekleyişi içinde, eskiden And dağlarında yaşayan, ama artık buraları terk etmiş bir halk olan Pipil'lerden söz ediyor bu mektupta, Honduras plajlarında geçirdiği güzel günleri, San Salvador'daki arkeolojik araştırmalarını anlatıyor ve bazıları Hindistan'da görülen kabartmalara benzeyen heykelcikleri son derece büyük bir merakla tarif ediyordu. Porte Barrios limanında, gemi boşaltımında çalıştıktan sonra, trene binip Guatemala'ya döndü.
Annesine 20 Temmuz 1954'te gönderdiği bir mektupta, Castillo Armas'ın hükümet darbesiyle, siyasi durumun birden bire değiştiğini yazıyordu. Arbenz rejimi, Castillo Armas'ın CIA tarafından finanse edilen ve eğitilen askeri birliklerinin saldırısına uğramıştı. Che, hemen, rejimi savunmak için atıldı. Hilda şunları anlatıyor: «Che, Guatemalalılara elinden geldiği kadar cesaret verdi. Onlara: 'Savaşmalısınız,' diyordu. Bir gece, düşmandan kaçan bazı gençleri Arjantin elçiliğine sakladı. Durmadan silah getirip götürüyordu. Sonunda, daha fazla tutunamayıp o da Arjantin elçiliğine sığındı.»
Ernesto, «Jacobo Arbenz'in düşüşünü gördüm» başlıklı, kırk sayfalık bir makale kaleme aldı. Daha sonra kendisiyle yapılan bir röportaj sırasında, bu konuda şu sözleri söylemişti: «Arbenz hükümetinin ateşli bir hayranıydım ve hâlâ da öyleyim. Ancak, bu hükümette hiçbir zaman görev almadım. Birleşik Devletlerin müdahalesi başlayınca, United Fruit'in çıkarlarına karşı koymak için, kendim gibi gençleri örgütledim. Yine de, kimse çarpışmak istemiyordu. Direnmek gerekliydi, fakat direnişe pek katılan yoktu.»
Kübalı ve Guatemalalı arkadaşlarının Arjantin elçiliğine sığınmalarını sağladı. Sonunda kendisi de elçiliğe sığınmak zorunda kaldı. Elçilikte, siyasi sığınmacı konumunda bulunan Che'ye, istenmeyen bir kişi gibi davranılıyordu. Mutfaktan dışarı çıkması, herhangi bir kimseyle görüşmesi yasaklanmıştı, hizmetkar olarak çalıştırılıyordu. İki ay kadar elçilikte kapalı kaldı, bu zaman içerisinde Guatemalalıların yenilgisinin nedenlerini düşünmeye bol bol zaman buldu. Vardığı sonuçlardan biri de, devrimci Arbenz hükümetinin halka tam anlamıyla güvenmediği, insanları silahlandırmaktan kaçındığı, onların politik yapıyla bütünleşmesini istemediğiydi.
7 Ağustos'ta annesine yazdığı mektupta: «İşlerimi yoluna koydum, Meksika'ya gidiyorum,» diye yazıyordu. 1954 Eylül ayı başlarında, Arjantin'deki Guatemalalı sığınmacılar adına ailesine yazdığı teşekkür mektubunda, bunlardan biri hakkında, her zamanki şakacılığıyla şunları yazıyordu: «... Kanlı iktidarın zor aylarında, Guatemala'nın tozlu yollarında yalınayak dolaşırken, bana bir çift sağlam ayakkabı hediye etti. Başka ülkelere götürecek bu ayakkabılar şimdi beni. Karşılığında, bir gülümsemeden başka bir şey veremedim sahibine... Şimdi, minnet borcumu siz ödemiş oldunuz ona...»
Sonunda, Che'ye, elçilik binasını terk etmesi emredildi. Hilda, daha önce elçilikten ayrılmıştı. Genç kadın, hapsedilmiş, hapiste açlık grevi yapmış, sonra serbest bırakılmış, küçük bir nehri yüzerek geçip Meksika'ya varmıştı. Che de, 1954 Ağustosunda aynı yoldan Meksika'ya vardı.
1954 Eylülünün son günlerinde, Mexico City'den Beatriz teyzesine, durumunu şu sözlerle anlatıyordu: «Yeni vardığım bu kent beni kış uykusundaki bir hayvan gibi ilgisizce karşıladı, ne okşayışlarıyla şımarttı, ne de dişlerini gösterdi... Size özlem dolu kucaklamalar, bir sürü öpücük ve kokulu kuru otlar gönderiyorum... Eğer biraz fazla paranız varsa, Quatecmoc Caddesi'nde, soldan üçüncü binadaki evimde bana misafirliğe gelin. Sekizinci katın inşaatı daha tamamlanmadığından, şimdilik konsolosluğa yazmaya devam etmelisiniz.»
Babasına gönderdiği 30 Eylül 1954 tarihli mektubunda ise yapmayı planladığı işleri anlatıyordu: Eğitim için burs almak, sinema için senaryolar yazmak ve Amerika Birleşik Devletleri için vize çıkartmak... Burs almayı ve doktor olarak çalışmak üzere iş bulmayı beklerken, seyyar fotoğrafçılık yapıyordu.
1954 Aralığında, annesine Prensa Latina basın ajansında bir redaktörlük işi bulduğunu bildiriyordu. Sabahları, hastanede ücretsiz gönüllü hekim olarak çalışıyor, fotoğrafçılıktan da vazgeçmiyordu. «Böylece kendimi daha önemli işlerime adayabiliyorum, örneğin bu ülkede meydana gelen garip olayları inceleyebiliyorum...» diyordu mektubunda.
1955'in Ocak ayına girilmişti. Che, «Latin Amerika'da Tıbbın İşlevi gibi iddialı bir ad taşıyan eserciğim için malzeme topluyorum,» diyordu. «Durmaksızın kendi kendimle tartışmaya son verip ne zaman inanca çok benzeyen bir varış noktasını kucakladığımı söyleyemem, bu halin yaklaşık olarak ne zaman gerçekleştiğini bile bilmiyorum, çünkü beni o hedefe götüren yol oldukça uzundu ve bu yolculuğu çelişik düşünceler içinde yapmıştım...»
Aynı yılın Şubat ve Mart aylarında, babasına bilimsel çalışmalarını bitirdiğini, bunlar sayesinde Paris'te eğitimini sürdürmek üzere bir burs elde etmeyi umduğunu bildiriyordu.
9 Nisan 1955'te yine Beatriz Teyzesine, Prensa Latina'nın çalışmalarını durdurduğunu, fotoğrafçılık alanında Amerika ülkeleri arası yarışmaya katıldığını yazıyordu. Mektubun altına imzasını, «Stalin II» olarak atmıştı. 9 Mayısta annesine eğitim bursunu kazandığını, konut, yiyecek ve az miktarda para sağlandığını duyuruyordu. Bu burs sayesinde araştırmalarını da yayınlayabilecekti. Bu sırada, hastanenin kalp hastalıkları ve allergoloji servislerinde çalışıyor, iki yüz hastaya bakıyordu.
Che, Meksika yolunda, Julio Roberto Caceres adında genç bir Guatemalalı devrimciyle karşılaşmıştı. Sonraları, Kübalılar ona "El Patojo" [Bodur] adını takmışlardır. Che, "Küba'da Devrimci Savaş Anıları"nda ondan söz eder. Mexico City'de küçük bir apartman dairesi kiralayıp Che'nin eşi Hilda Gadea ile birlikte yerleştiler. Turistlerin fotoğraflarını çekerek geçimlerini sağlamaya çalışıyorlardı.
El Patojo'nun aracılığıyla, Che, Kübalı sürgünlerle ilişkilerini yeniledi. Nico Lopez ve 26 Temmuz grubundan öteki Kübalılarla yeniden bir araya geldiler. Bu sırada Fidel'in küçük kardeşi Raul Castro, Mexico City'ye gelmiş, Che ile arkadaş olmuştu. Birkaç hafta sonra, Fidel de geldi. Fidel Castro Ruz, hareketin lideriydi, Küba'da devrim yapmayı planlıyorlardı.
Ernesto, 27 Mayıs 1955 günü, babasına yazdığı bir mektupta propektanlar ve hiyalunoridaz üzerine yaptığı araştırmalardan söz ediyor ve sözlerini şöyle sürdürüyordu: «Havana'nın çok özel bir çekiciliği var benim için, orada kalbimi Lenin'in yazdığı sayfalara sıkıca bağlı görüntülerle doldurmak isterdim... Eğer bundan sonra ziyaret edeceğim ülke Küba olursa, oraya çalışmak için değil, sürgündeyken tanıdığım tüm arkadaşlarımı selamlamak üzere kısa bir süre için gideceğim.»
Annesine yazdığı 17 Haziran 1955 tarihli mektupta şunları okuyoruz: «...Tıptaki çalışmalarımın dışında, sürdürdüğüm sessiz ve sakin hayatın tekdüzeliği bazen güzel girişimler sayesinde bozuluyor: Örneğin, Popocatepetl tepesine tırmandım. Pachanama'nın içersini görebildim... Etrafım, benim bu maceralarımdan dolayı meraka kapılan ve San Carlos [Karl Marx] doktrinini öğrenmeye heves duyan gençlerle çevrili...»
1955 Ağustosunda, Maria-Antonia Gonzales de Paloma'nın, Mexico City'de Amparan Sokağı, 49 numaralı evinde, Che, Fidel Castro ile tanıştı. Olayı, Ernesto Guevara'dan dinleyelim: «Bütün gece Fidel ile konuştum. Güneş doğarken, gelecekteki seferin doktoru olmuştum. Tüm Latin Amerika'da edindiğim deneyimden ve Guatemala'daki darbeden sonra, zorbalığa karşı başlatılacak bir devrime katılmaya bende ilgi uyandırmak zor olmamıştı. Fidel'in üzerimde bıraktığı izlenim olağanüstüydü. En güç sorunları bile cesaretle ele alıp çözüyordu. Meksika'dan ayrılıp Küba'ya gidince savaşacağına ve bu savaşın zaferle sonuçlanacağına sarsılmaz bir inancı vardı. Onun iyimserliğini paylaşıyordum. Bir şeyler yapmak, mücadele etmek, bir yerlere varmak zorunluydu. Ağlayıp sızlanmaktan vazgeçmek, savaşmak zorunluydu.»
Che, 20 Temmuz 1955'te annesine gönderdiği mektubunda, 16 Temmuz anti-peronist askeri darbesinden sonraki Arjantin'in siyasi durumunu analiz ediyor: Uluslararası politika görüş açısından, diyor, peronizm ABD'ye karşı bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Mektubunu, bir Kübalıyla birlikte Popocatepetl tepesine tırmanışım anlatarak bitiriyor. Aynı gün, teyzesine yazdığı mektupta, «Tanrıdan başka kimsenin bilmediği bir ülkeye gideceğini» bildiriyor.
Bu sırada, 1955 Mayısında, Che ile Hilda evlenmişlerdi. Raul Castro nikahlarında sağdıç olarak bulunmuştu. Fakat Che ile Fidel, örgütçülük çalışmalarından ve devrim konusunu konuşmaktan başka bir şey yapmıyorlardı. Hilda, daha sonraları, «Eşimi Küba devrimine kaptırdım,» demiştir.
Che, annesine gönderdiği 24 Eylül 1955 tarihli mektubunda, Peron'un düşüşünün Latin Amerika'da uyandırdığı yankılardan söz ediyor ve şunları ekliyor: «Bilmiyorum, evlendiğimi ve yakında bir çocuğumuz olacağını size resmen bildirdim mi? Bildirmediysem, tanıdıklara duyur: Hilda Gadea ile evlendim ve bir çocuk bekliyoruz.»
7 Ekim 1955'te, teyzesine şöyle yazar: «Yakında bir Vladimir-Ernesto bekliyoruz. Tabii bekleyen benim aslında, ama eşim dünyaya getirecek onu... Son günlerde öyle çok yağmur yağdı ki kalın Cordoba astarlı pardösüm bile su geçirdi... Ay sonunda, Hilda ile Maya'ların en eski yıkıntılarını görmeye gideceğiz.»
Annesine yazdığı 9 Kasım tarihli mektubunda, Arjantin'deki siyasi durumdan söz ediyor ve günlük yaşamını anlatıyor: «Tasarılarım ve çalışmalarım hep aynı... Geleceğimiz konusunda hiçbir şey bilmiyoruz, Uzak Asya'ya bile gidebiliriz... Şimdilik her şey iyi gidiyor. Chichen-İtza tapınağını ve daha başka yıkıntıları görmek için birkaç güne kadar Yucatan'a ineceğiz...»
5 Aralık 1955 tarihli mektubunda annesine şunları yazıyor: «Bebeğin doğumunda maddi bakımdan iyi koşullar içinde olabilmemiz için ticarete başladım,» diye yazıyor. O günlerde, Orizaba yanardağlarına bir gezi yapmış ve gelecek yılın Mart ayında, Veracruz'da toplanacak allergoloji kongresine katılmak üzere hazırlıklara başlamıştı.
1956 yılına girildiğinde, annesine şu sözleri yazdı: «Volkanlar, onları fethe gelen öfkeli ayaklarımın altına seriliyor... Çocuğu Şubatın son haftasında bekliyoruz. Mart ayından sonra da, ne yapacağıma kesinlikle karar vereceğim...»
1956 Şubatında, Mexico City'den pek uzak olmayan, Los Gamitos'daki atış poligonunda askeri eğitime başladılar. Che ile Fidel, 1955 yazında, ilk karşılaştıkları günden başlayarak, adım adım amaçlarına doğru ilerlemişlerdi. Castro, sefere çıkacak gücü örgütlemişti bile. Che'yi hem savaşçı, hem de doktor olarak görevlendirdi. 1956 baharında, Chalco kenti yakınlarında, Santa Rosa çiftliğinde birlikte eğitim yapmaya, sayısal varlıklarını çoğaltmaya, silah toplamaya başladılar. İspanya içsavaşında, cumhuriyetçi İspanyol ordusunda, faşistlere karşı savaşmış olan General Alberto Bayo'nun rehberliğinde, adamlarını çekirdek gerilla müfrezesi biçiminde örgütlediler.
Che, Mart ayında annesine gönderdiği bir mektupta, kızı Hildita'nın doğumunu bildirmişti. 13 Nisan 1956'da ise şunları yazıyordu: «Komünist ruhum sevinçle doluyor. Bu tombul yanaklı bebek, hık demiş Mao Tse Tung'un burnundan düşmüş sanki... Mexico üniversitesinde fizyoloji dersleri vereceğim...»
15 Nisan 1956'da babasına yazdığı bir mektuptan: «Araştırmacı olarak tıp dünyasının ünlüleri arasında yer almasam bile, üniversite amfilerinde San Carlos [Karl Marx] doktrinini öğretmekle ün kazanacağım...»
20 Haziran 1956'da Fidel Castro, Universo Sanchez, Ramiro Valdes ile birlikte "yıkıcı eylemlerde bulunmak" suçundan tutuklandı. Kısa bir süre sonra Maria-Antonia Gonzales de onları izledi.
2 Temmuz 1956 günü, ailesine gönderdiği mektubunda, doktorluğu bıraktığım, Kübalı devrimcilere geri dönülmez biçimde bağlı olduğunu açıkladı. Annesinden aldığı, gereksiz yere açlık grevi yaptığı gerekçesiyle sitem dolu mektuba, 15 Temmuzda verdiği cevapta: «Açlık grevini iki aşamada yaptık, ilk kez yirmibir gün sürdü ve yirmidört tutuklu salıverildi, ikincisinde, hareketin şefi Fidel Castro'yu serbest bırakacaklarını söylediler, bugün çıkması bekleniyor,» diye yazıyordu.
Fidel Castro'nun 24 Temmuzda hapishaneden çıkmasından sonra, 31 Temmuz günü Guevara ve Garcia da özgürlüğe kavuştular. Elliyedi gün tutuklu kalmışlardı.
1956 Ağustosunun son günlerinde, annesine yazdığı bir mektuptan: «...Artık izlediğim yol, yavaş yavaş ama kesin biçimde tıp alanından uzaklaşıyor... Er olarak San Carlos'un hizmetine gireceğim. Kaçak oğlun sana öpücük gönderiyor.»
1956 Eylülünde, Beatriz Teyzesine gönderdiği bir mektupta yeraltı yaşayışından şakacı bir dille söz ediyordu: «...Ülkeye siyasi sığınmacı olarak kabul edilmemi beklerken yazlıkta oturuyorum...»
15 Kasım'da annesine: «...henüz Meksika'dayım... bazı hafta sonları Hilda'yı görmeye gidiyorum...» diye yazmıştı.
24 Kasım günü, Granma yatıyla yola çıkmadan önce, annesine Meksika'dan son mektubunu gönderdi.
24 Kasımı 25 Kasıma bağlayan gece, ışıkları sönük olan Granma, Tuxpan limanından demir aldı. Deniz kötüydü. Altı gün denizle mücadele ettiler. Çok şiddetli bir fırtınaya yakalanmışlardı. Che, deniz tutmayan tek kişiydi, başkalarının yardımına koşmaktan, hastalanmaya fırsat bulamamıştı. Yirmi metrelik eski bir tekne olan yat, sekseniki yolcusu ve bunlara ait malzemeyle tıklım tıklım doluydu. Rotaları, güney Küba, Jamayka açıkları ve Büyük Kayman adalarından geçiyordu. Küba'nın güneyinde, Niquero'ya çıkmaları gerekiyordu. Yolculardan yirmisi, Moncada kışlası saldırısına katılmıştı ve dördü Kübalı değildi. Bu dört kişi, Arjantinli doktor Ernesto Guevara, İtalyan Gino Dore, Meksikalı Guillen ve Dominikalı pilot Ramon Meyas'tı.
1 Aralık 1956 gecesi, koyu karanlıkta, Granma, Cabo Cruz fenerini arıyor, fakat bulamıyordu. Ne suları, ne yiyecekleri, ne de yakıtları kalmıştı. 2 Aralık 1956 günü, güneş doğduktan sonra, Granma, Belic yakınlarında, Los Colorados kıyısında demir attı. Adamlar karaya çıkıp hemen bitki örtüsü içine gizlendiler. Gemilerinin gelişi askeri kuvvetler tarafından görülmüş, havadan mitralyöz atışları başlamıştı. «Kıyıya yanaşma değil, kazaya uğrama demek daha doğru olur buna,» diyordu Che. Hayatta kalanlar, Sierra Maestra dağlarına varmak amacıyla adanın iç kısımlarına doğru ilerledi.
5 Aralık 1956'da, yolculuğa çıkışlarının onuncu günü, uzun bir gece yürüyüşünden sonra, sabahın 2'sinde Algeria del Pio'ya vardılar. Öğleden sonra saat 4'te uğradıkları saldırıda ağır kayıplar verdiler. Che de yaralanmıştı.
21 Aralık 1956 günü, hayatta kalanların dağılmış olan grubu, iki hafta sonra, Sierra'da yeniden bir araya toplandı. 1957 yılı, Ocak ayının 17'sinde, saat 2:40'ta Castro'nun yirmi iki adamı, La Plata'daki deniz savaş üssüne saldırdı. Bu onların ilk zaferiydi.
16 Şubat 1957 tarihinde, Times dergisinin gönderdiği H. L. Matthews, gerillacıların resimlerini çekti ve direniş ordusunun şefi Fidel ile ilk röportajı yaptı. 1957 Martında gerilla kolu, Santiago'dan gelen adamlarla takviye edildi. Bu sırada Che Guevara şiddetli bir astım krizi geçirdi.
Nisan ayında, CBS Televizyonundan bir ekip ve R. Taber ile W. Hoffman adındaki gazeteciler belgesel bir film çekmek üzere gerillacıların yanına geldiler. Filmin adı Küba Ormanlarında Savaşanların Hikayesi idi.
28 Mayıs 1957'de, artık yüz seksenyedi kişilik bir güce ulaşan grup, doğu kıyısındaki Uvero'da zafere ulaştı. 1957 Haziranında, Ernesto Guevara'nın komutası altındaki dördüncü kol, Orta Sierra Maestra'da, El Hombrito'da savaşıyordu. 10 Eylül 1957'de Pino del Agua savaşı gerillacıların zaferiyle bitti.
7 Aralık'ta Ernesto, Alto de Conrado'da topuğundan yaralandı. 14 Aralık'ta Veguitas'ta gerillacıların zaferiyle sonuçlanan savaşta Batista'nın birlikleri yüzyetmiş kişilik kayıp verdiler. Bu sırada, Gerilla ordusu, Fidel tarafından bile bile yanıltılan Amerikalı gazetecilerin abartılı iddialarının tersine, hepsi hepsi üçyüz kişiden oluşuyordu.
Daha ilk günlerden başlayarak, Che saflar arasında sivrilmişti. Kendisine "Doktor" denilmesine karşı çıkıyor, «Burada hepimiz savaşçıyız,» diyordu. Kumandanlığa doğal bir yeteneği vardı, emrindekilere güven aşılıyordu. Ötekilerden daha cesurdu, komutası altındakiler, bu bakımdan ona hayrandılar. Fidel, 18 Ocak 1967 tarihli konuşmasında şöyle demişti: «...En başta gelen belirleyici özelliklerinden biri, en tehlikeli görevler için derhal gönüllü olmakta gösterdiği yiğitlikti. Elbette ki, bu da büyük bir hayranlık uyandırıyordu. Bu ülkede doğmamış olan ama bizimle savaşan bir asker, derin düşüncelere sahip bir adam, zihni kıtanın diğer parçalarında mücadele etme hayalleriyle dolu bir kişi, her an en tehlikeli görevleri üstlenecek kadar kendi kaderini hiçe sayan, kendini feda eden yiğit bir savaşçıydı. ...Che, eşi bulunmaz bir asker, eşi bulunmaz bir liderdi. Che, askeri görüş açısından, olağanüstü yetenekli, olağanüstü cesaretli, olağanüstü mücadeleci bir insandı. Gerillacı olarak, bir tek Achille topuğu vardı, son derece mücadeleci karakterliydi ve tehlikeyi küçümserdi.»
Hava saldırılarında, Che'nin kılı kıpırdamazdı. Sığınağa girdiği çok enderdi. Genellikle, üzerlerinden geçen uçağı gözleriyle izler, bombardıman bitene kadar sakince sigarasını içerdi. Sigara içmesi, sivrisinekleri kendisinden uzaklaştırmak içindi, çünkü sivrisinek sokmalarına karşı alerjisi vardı. Çoğu kez, saldırıya hiç aldırmaz, yaptığı işe devam ederdi. Kısa sürede, takım komutanı, yani teğmen rütbesine erişti. Askerlerine taktikler öğretiyor, onları sürekli eğitiyor, kendisi herkese örnek olarak, disiplini sağlamlaştırıyordu. Savaşmadıkları zamanlarda, akşamları, gerillacılara Cervantes'ten, Robert Luis Stevenson'dan, Alfonse Daudet, Romulo Gallegos'tan bölümler ve Pablo Neruda'nın şiirlerini okuyordu.
Astımı nefes aldırmaz hale gelince Che, Sierra'larda yürüyemez oldu. Klasik Arjantin şiirinden alınma bir karakter olan Martin Fierro adındaki katırının üzerinde dolaşıyordu. Birçok kez yara aldı. Karaya çıktıkları gün ensesini bir kurşun sıyırmıştı. 7 Aralık 1957'de, Alto de Conrado savaşında da yaralandığında, olayı, Fidel'e yazdığı bir mektupta şöyle anlatıyordu: «... Ayak bileğime bir M-l mermisi isabet etti. Mermi içerde kaldı, bu yüzden şimdilik yürüyemiyorum. Gerilla kolunun sorumluluğunu Ramiro üstlendi, savaşçıların çoğunluğuyla birlikte bu mektubu sana getirenin söyleyeceği yöne doğru ilerliyor. 30,06'lık ve 45'lik otomatiklerle acele yardıma ihtiyacımız var. Burada güvenlikteyim. Birçok tuzak da hazırladık. Önerilerini dinlemediğim için özür dilerim, ama aşırı yorgunluktan herkesin morali çok bozuk. Bu nedenle ilk ateş hattında bulunmam zorunlu. Her şeye rağmen, kendime yeterince iyi bakıyorum, yaralanmam rastlantıdan başka bir şey değil.» Che uzun bir süre topalladı, yarasının pansumanını kendisi yapıyordu.
23 Şubat 1958 günü, Havana'da otomobil yarışı şampiyonu Fangio kaçırıldı. Gösteri niteliğindeki bu eylemden amaç, Batista'ya karşı mücadele edildiğinin kanıtlanmasıydı.
24 Şubat'ta, Sierra'da, Radio Rebelde'nin yayınları başladı. Bu radyonun kuruluşunu Guevara organize etmişti. Yine, bir yıldır, her ay yayınlanmakta olan El Cubano Libre adlı yayını da yönetiyordu.
24 Mayıs 1958'de, Batista tüm güçlerini toplayarak, Sierra'da büyük bir askeri saldırı başlattı.
1958 Ağustosunda, Castro genelkurmay merkezini La Plata'da kurmuştu. Artık comandante (binbaşı, Küba devrimci ordusundaki en yüksek rütbe) olan Che, «Ciro Redondo» adlı VIII. Kolu yönetiyordu. Stratejik hedefi, adayı ikiye bölmekti. Yönetimindeki gerilla kolu, yüz kırkiki kişiden oluşuyordu, altı makineli, birçok M-1 tüfekleri ve bir bazukaları vardı. Che Guevara, Sierra Maestra'dan bir yarma hareketiyle Orta Küba'nın Escambray Tepeleri yöresine geçti. Yaptığı yürüyüş ve kazanılan büyük başarı "Devrimci Savaş Anıları"nda parlak biçimde anlatılmıştır. Bu yürüyüş sırasında ve Las Villas savaşlarında Che'nin yanında, yakın arkadaşı Aleida March vardı. Aslen Kübalı olan bu genç kız 26 Temmuz hareketine katılmıştı, şimdiyse Che'nin gerilla birliğinde savaşıyordu. O sıralarda, Che, Perulu eşi Hilda'dan boşanmıştı. Aleida ile 2 Haziran 1959'da evlendiler. Che, eski eşiyle de arkadaş kaldı. Devrimden sonra Küba'ya davet edilen Hilda, oraya yerleşti. Ulusal Tarım Reformu Enstitüsünde (IN-RA) görev aldı. Kızları Hilda Beatrice, Kübalı bir yurttaş olarak yetiştirildi.
1 Eylül 1958'de, Bayamo yakınlarında Capo Grande'de müthiş bir siklon patlak verdi. 16 Ekim 1958 günü kırk altı günlük bir yürüyüşten sonra Che'nin gerilla kolu, dağlık Las Villas bölgesindeki Cordillera'ya ulaştı. Yolda, birçok tuzakla karşılaşmışlar, birçok savaş vermiş ve hava saldırılarına uğramışlardı. 18 Ekim 1958'de, gerillacılar, iki günlük dinlenmeden sonra tekrar yürüyüşe koyuldu ve seçimleri engellemek için eylemlere giriştiler. Onların etkinlik gösterdiği bölgede, halkın yalnızca % 10'u oy kullanmaya gitti. Tüm adada ise seçimlere katılım % 30'dan fazla değildi.
16 Aralık 1958 günü, Che'nin komuta ettiği kol, Carretera Central yolunu kesmek ve Las Villas bölgesinin en büyük kenti olan Santa Clara'ya ulaşımı engellemek için Rio Folcon köprüsünü uçurdu. Çeşitli yerlerde Batista birliklerine karşı saldırıya geçildi ve Fomento'da gerillacılar yüz tüfek ele geçirdiler. 21 Aralık 1958 günü, aynı anda hem Cabaiguan'a hem de, Guayos'a saldırdılar her iki kentte de gerillacılar zafere ulaştı. 30 Aralık 1958'de ise «comandante» Che Guevara, Santa Clara'da kader belirleyici savaşı kazanıp Batista'yı kaçmaya zorladı. Bu savaşta sol kolundan yara almıştı.
Las Villas Savaşından kısa bir süre sonra, Batista'nın tüm yedekleri tükenip rejimi tehlikeye girince "barbudos", yani sakallılar, Havana üzerine yürüdüler. 2 Ocak 1959'da, Che ve Camillo Cienfuegos, Havana'ya girdiler. Aynı gün, Fidel Castro da Santiago de Cuba'ya giriyordu. Che, Havana'da La Cabana Kalesinin komutanlığını üzerine aldı. İki gün sonra Küba halkına muzaffer selamını gönderdi: «Köylü, inançlı ve yüksek ahlaklıdır. Özgürlüğünü vazgeçilmez ölçüde sever. Sierra Maestra'nın kadın ve erkekleri ile Kübalı köylüler, bu savaşın temel gücüydü. Savaşın bittiği şu anda, kurtuluşa ilk adımlarımızı atarken, Küba köylüsünü özlemlerine kavuşturmalıyız.»
9 Ocak 1959'da, Küba Bakanlar Kurulu, Che Guevara'yı Küba vatandaşlığına kabul etti, aynı zamanda "Che" adı, ismine eklenerek resmileşti.
2 Haziran 1959 günü, Che, Escambray dağlarındaki tüm savaşlar boyunca yanından ayrılmayan Aleida March ile evlendi. Aleida'dan çoğu kez Che'nin sekreteri diye söz edilir, çünkü o daha devrim sırasında bile Che'ye tüm işlerinde yardım etmiş, sekreterliğini yapmıştır. Kendisi durumu şöyle açıklıyor: «Devrimci çalışmalarım nedeniyle Santa Clara'da kalmam olanaksızlaşınca, diktatörlüğe karşı silahlı savaş yürütenlere katılmaya karar verdim. Che Guevara'nın birliklerine başvurdum ve kabul edildim. Silah kullanmayı çabuk öğrenmiştim. Kadınların çoğu hemşire olarak çalışıyordu, ama ben savaşçı olmak istiyordum. Başlangıç benim için zordu, ama sonradan alıştım. Hele düşmanla ilk çarpışmadan sonra, artık güçlük çekmiyordum. Las Villas savaşında, Che ile birlikte çarpıştık. Oradaki tüm çatışmalarda savaştım.»
Che ile Aleida'nın üç çocukları oldu: Aleidita, Celia ve uçak kazasında kaybolan arkadaşları Cienfuegos'un anısına Camillo adını verdikleri bir erkek çocuk.
Başlangıçta, Che'nin başlıca uğraşı dış siyasetti. 13 Haziran 1959'da, ekonomik ilişkileri düzeltmekle görevli elçi olarak Afrika, Asya ve Avrupa'da birçok kenti kapsamına alan uzun bir yolculuğa çıktı. Mısır, Japonya, Endonezya, Seylan, Pakistan, Sudan, Fas ve Yugoslavya'yı ziyaret etti. Hiroşima'ya uğradı. 8 Eylül 1959'da Küba'ya dönerek tarım reformu çalışmalarına başladı. 7 Ekimde, Fidel'in başkanlığındaki Ulusal Tarım Enstitüsü'nde düzenlenen bir toplantıda, Che, INRA'nın sanayileşme şubesine şef olarak atandı. Küba, sanayi alanındaki başarılarından çoğunu, Ernesto Che Guevara'ya borçludur.
2 Kasım 1959'da, Che, Ulusal Bankanın yönetimini üzerine aldı. Ünlü yeni kağıt paraların üzerini, sadece "Che" diye imzalıyordu. Bankanın yöneticiliğine getirildiğinde, yardımcılarına sorduğu ilk soru: «Küba'nın altın ve dolar yedekleri nerde saklı?» olmuştu. "Fort Knox'ta" cevabını alınca, hemen hepsini satmaya, altını paraya çevirip Kanada yada İsviçre bankalarına yatırmaya karar verdi. Bu uzak görüşlülüğü sayesinde, Birleşik Devletler, Küba'nın, ABD'deki tüm paralarına el koyduğunda, Küba'da bankaların iflası söz konusu olmadı ve parasal darlık yaşanmadı.
Hem INRA'da, hem de Ulusal Bankada Che'nin çalışması çok yoğundu, genellikle, hiç dinlenmeksizin otuz altı saat çalışırdı. Yemeklerini çalışma masasında yerdi. İş randevularını, saat 14.00'ten sonraya verir, hiçbir zaman iş yemeklerine çıkmazdı. Bu konuda, şöyle derdi: «İş yemekleri zaman kaybından başka bir şey değildir, zaten ağzınız doluyken konuşamazsınız.»
O zamanlarda da, bugünkü gibi, Küba Kadınlar Federasyonunda çalışan Aleida ile evinde dinlenmeye vakit bulduğunda klasik müzik, özellikle Beethoven'in eserlerini dinlemeyi sever, her zamanki gibi, pek çok kitap okurdu. Yemekleri basitti. Bulabildiği zaman kızarmış et, kıvırcık salata ve domates salatası, İspanyol konyağı ve elbette mate, hoşlandığı şeylerdi. Çok sade giyinirdi. Solmuş bir üniforma giyip gömleğini pantolonunun üzerine sarkıtır, ayağına siyah asker botları geçirir, başına, pek ender çıkardığı bir bere takardı. Hemen hemen her zaman ayakta durur, Monte Cristo No 4 purosu içerdi. Che, kalabalığın önüne çıkmaktan pek hoşlanmazdı. Konuşmalarını, Fidel çok ısrar ettiği için yapmıştır. Hiçbir zaman Fidel'e benzemeye çalışmazdı. Söylediklerini kitaptan okuyormuşçasına, sakince konuşur, bazen işaret parmağını havaya kaldırırdı. İlk konuşmaları kaybolmuştur. Fakat, 1960'tan sonraki konuşmaları kaydedildiğinden, saklandı ve yayınlanmasına olanak sağlandı.
Kabine toplantılarında Fidel ile tartışmaktan, karşıt düşünce bildirmekten çekinmezdi. Devrimci liderler arasında, başlangıçtan beri verimli bir diyalog süregelmişti, bu gelenek bugün de canlılığını korumaktadır.
(Devamı Var)