Azbuz Toolbar Video V-kart Profilim Arama Yardım Çıkış Video V-kart Üye girişi Yeni üyelik Arama Yardım Benim de bir sitem olsun Sonraki site Sonraki site Azbuz Toolbar
Buradasınız: Azbuz --> yaryayinlari --> Ernesto Che Guevara
05 Aralık 2008, Cuma
 
<< ANA SAYFA
 
SİTE SAHİBİ
ilvat


63
İstanbul
Şikayet Et
 
Bu sitede Tüm Azbuz'da
 
SİTE ETİKETLERİ
 
SİTE KATEGORİSİ
Kültür, Sanat ve Edebiyat > Kitap
 
GİRİŞ:
E-posta:
Şifre:
Beni Hatırla
 unuttum
rss link
 
ADnet Reklamları
 
Ernesto Che Guevara

 

KOMUTAN CHE

 

-3-

 

Devrimin ilk günlerinden başlayarak, Che'nin en büyük arzusu Küba'da Sosyalist İnsanı yaratmaktı. Birçok komünist düşünür, önce ülkede sosyalist ekonominin kurulması, daha sonra insanların değişmesi için çalışılması taraftarıdır. Che, bunun tersini düşünmüştür. «Eğer sosyalist ekonomi, ortaklaşacılığın zararına kişisel hırs ve hevesleri körüklerse, bu uğurda çaba harcamaya, fedakarlıkta bulunmaya ve savaşmaya değmez,» diyordu. Ancak, Che'nin ekonomi alanındaki çalışmaları da çok büyük başarılar getirmiştir.

İlk günlerde, Birleşik Devletler'le Küba henüz anlaşma yolları ararken, Export-Inport Bank müdür yardımcısı Walter Sauer, Che ile mali konularda konuşma olanağı bulmuştu. Daha sonraları, şunları söyledi: «Guevara dış alım-satımı çok iyi biliyor ve anlıyor. Ödemeler dengesini de iyi biliyor. Gerçekten de, ekonomi ve maliye konularında derin bilgiye sahip. Alınan önlemlerin ülkeyi hangi hedefe götüreceğini çok iyi hesap ediyor. İnanmış bir marksist olmasaydı, herhangi bir başka bankerle konuştuğumu sanacaktım.»

Ulusal Bankanın yöneticisi olarak, Che, ithalat permilerinden de sorumluydu. Daha başlangıçtan beri, ithalatı olanaklar elverdiği ölçüde kısıtlayarak Küba'nın parasal kaynaklarını arttırmasını, Kübalıların kendi kendilerine yeter hale gelmesini sağlamaya çalıştı. Bu amaçla, büyük sıkıntıları bile göze alıyordu.

I960 Ekiminde Che, bir ticaret heyetinin başında yine uzun bir yolculuğa çıktı. Bu kez, Çekoslovakya'yı, Sovyetler Birliği'ni, Çin Halk Cumhuriyeti'ni ve Kuzey Kore'yi, gezdi. Tüm bu ülkelerle ticaret anlaşmaları yaptı. 23 Şubat 1961 günü, Sanayi Bakanlığına atandı. İşçileri, görevlerinin kolektif için, topluluk için çalışmak olduğuna, kişisel maddi ödüllerin onlara mutluluk getirmeyeceğine inandırmak için çok çaba harcadı. Bu dönemde, şu sözleri yazmıştı: «Eğer komünizm yeni insanın yaratılmasına götürmeyecekse, hiçbir anlam taşımaz.»

15 Nisan 1961'de, iki B 26 bombardıman uçağı Cuidad Libertad pistine ve Banos ve Santiago'daki hava üslerine saldırdı. Che yine silahlı kuvvetlerde askerlik görevine döndü. 17 Nisan 1961'de paralı askerlerden ve Batista'nın eski askerlerinden oluşan 2500'den fazla kişilik bir birlik Playa Larga ve Playa Giron noktalarında karaya çıktı. Che, Domuzlar Körfezi'nde, istilacılara karşı saldırıya katıldı. Üç gün sonra saldırganların hepsi tutuklanıp Havana'da hapishaneye kapatıldı.

1961 Ağustosunda Che, Uruguay'ın Punta del Este kentindeki CIES'in (Uluslararası Ekonomik ve Sosyal Konferans) ilk toplantısına, Küba heyetinin başkanı olarak katıldı.

7 Ağustos 1961 günü, Montevideo'nun Ulusal Carrasco Hava Alanına büyük bir kalabalık toplanmıştı. İki bine yakın Fidel Castro taraftarı sabırla, ama gürültülü biçimde, ellerindeki bayrakları ve posterleri sallayarak Küba'dan gelecek temsilciler heyetini bekliyordu. Havaalanına, önce ABD Maliye Bakanı Douglas Dillon indi. Etrafı hemen fotoğrafçılar, gazeteciler ve protokol görevlileri tarafından çevrildi, ama halktan pek ilgi görmedi. Dillon, yine de bir konuşma yapmak istiyordu. Önceden hazırladığı metni çıkardı ve okumaya başladı. Tam bu sırada, bekleyenlerde bir hareketlilik görüldü, gürültü arttı. Bir Cuban Airline uçağı alana inmek üzereydi. Dillon konuşmasını sürdürmeye çalıştı, ama artık kimse onu dinlemiyordu. Polis dizisinin arkasındaki gençler bağrışmaya başlamışlardı, Dillon'un sesi işitilmiyordu. Che'nin uçağı yanaştığında, Dillon, yardımcılarının, elçilik ve protokol görevlilerinin arasında yalnız kaldı. Amerika Birleşik Devletleri'nden gelen gazeteciler bile onu bırakıp Che'yi görmeye koştular. Dillon, konuşmasını yarıda kesip, siyah Limuziniyle ortadan kayboldu. Uçaktan inen Che Guevara, zeytin yeşili üniforma ve siyah bere giymişti. Büyük sevinç ve sevgi gösterileriyle karşılandı. Bol bol alkışlandı, boynuna sarılanlar, yanaklarından öpenler vardı. Kendisini bekleyen arabaya doğru güçlükle yol açtı. Che el sallayarak, kendisini karşılayanların ellerini sıkarak, sonunda arabaya binip Uruguay'ın batı kıyısındaki Punta del Este adlı küçük kente doğru yola çıktı.

Küba heyeti, Punta del Este'nin büyük otellerinden en ucuzu olan Playa (Kıyı) otelinde kalıyordu. Muhafızlar, delegelerin eşleri, Che'nin Arjantin'den gelen kız kardeşi ve arkadaşları, salonda hep birlikte büyük, yuvarlak iki masa etrafında yemek yiyorlardı.

Che, herkese karşı kibar ve sevimliydi, kendisini selamlayanlara mutlaka karşılık verirdi. Playa oteliyle "Building of the Americas" diye adlandırılan gazino binası arasında yalnızca ağaçsız bir park vardı. "Kalkınma İçin İşbirliği" konusu bu gazinoda, kumar masalarının etrafında tartışılıyor, Latin Amerika ülkelerinin egemenliği, "işbirliği" yanlısı sahtekarların çıkarına kumarda kaybediliyordu. Toplantı saatlerinin bitiminde, Che, yanındakilerle birlikte gezine gezine parktan otele dönerdi. Bir gün, saçı sakalına karışmış, iriyarı bir balıkçı, Che'nin yolunu kesti. Muhafızlardan birinin eli hemen tabancasına uzandı, çünkü Castro aleyhtarı Kübalılar her yerde cirit atıyordu. Ama balıkçı, "Comandante!" diye seslendi, Che'nin ellerine sarılarak «Hükümetimiz belki size karşıdır, bu yarımkürede belki tüm hükümetler size karşıdır, fakat halk, yoksullar sizinle birlikte. Bizi terk etmeyin,» deyip birden ortadan kayboldu, çok şaşıran Che, teşekkür etmeye bile fırsat bulamamıştı.

Konferans saatlerinin dışında, Che, basın mensuplarıyla sohbet eder, Sierra Maestra anılarını anlatırdı. Deneyimli bir asker olmanın ötesinde dikkatli bir gözlemciydi. Ancak, kendini tümüyle işine verir ve çok acele ederdi. Sanki, yakında öleceğini bildiği için yapmak istediği işleri bitirmeye çabalar gibiydi. Küba'ya Sovyetler Birliği'nin yardımı ve ABD ile ilişkilerin kesilmesi konusunda gazetecilere şunları söylemişti:

«Sovyetler Birliği'nin yardımı olmasaydı açlıktan ölürdük. Tüm toplumsal devrimler Stalinist aşamayı yaşamalıdır. Birleşik Devletlere ait endüstriyi millileştirdik, bunu yaptığımız için Birleşik Devletler bize sırt çevirdi. Eğer kurnaz tüccarlar gibi davransak, ABD ile iyi geçinseydik, turizm, ticaret, öğrenci değiş-tokuşu gibi ilişkilerimizi sürdürseydik, ekonomik bakımdan sıkıntıya düşmezdik. Şimdi, yiyecek kısıntısı yapmak zorundayız. Petrolsüzlükten, ulaşımımız duracak. Kendi yiyeceğimizi üretecek ve kendi otobüslerimizi imal edecek duruma gelinceye kadar, zaten ekonomimiz çöker. O güne dek dayanabilirsek, bu da Birleşik Devletlerin büyük zarar görmesine yol açar, çünkü Latin Amerika, ekonomimizin düzeldiğini gördüğünde, yeni yeni devrimler patlak verecektir. Bu nedenle, Birleşik Devletler bizi mahvetmeye uğraşıyor. Tam anlamıyla güçlenmemize, ekonomimizi yeni baştan kurmamıza fırsat vermeden bizi yok etmeye çabalıyor.»

Konferansta, paralı askerlerin Küba çıkartmasını (Playa Giron) gülünçleştirmekten geri kalmamış, tarım makineleri gereksinimini vurgulamış ve ayrıca, kıtasal devrim konusundaki görüşlerini açıklamıştı.

Che'nin, sosyalist ekonomiye ve sosyalist insana güveni tamdı. Bu iki büyük hedefe ulaşılacağına inanıyordu, kendini tümüyle bu yüce amaca adamıştı. 1961'deki Punta del Este konferansıyla 1964 yılı arasında, tüm zamanını ve tüm enerjisini Küba'da Sosyalist İnsanı ve Küba sosyalist ekonomisini yaratmaya harcadı. 1962'de Sovyetler Birliği'ne, 1963 Temmuzunda Cezayir'e, Ben Bella'ya yaptığı ziyarette, Cezayir Semineri'nde bir söylev verdi. İsviçre'de, 1964'te Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı'nda, Birleşik Devletlerin, Latin Amerika'yı sömürgeleştirmesine şiddetle karşı çıktı. 1964 yılında Cezayir'e yeniden gitti. Kasım 1964'te, Ekim Devriminin 47. yıldönümü şenliklerine davetli olarak Küba heyetinin başında SSCB'ye üçüncü ve son ziyaretini yaptı. 9 Aralık 1964'te, New York'ta Birleşmiş Milletler toplantısında verdiği söylevde: «...gerekirse kimseden bir şey istemeden, kimseyi sömürmeden, kayıtsız şartsız, bir başka Latin Amerika ülkesinin kurtuluşu için hayatımı vermeye hazırım...» demişti. Tüm bu süre içerisinde durmaksızın bürokratikliğe, kast sistemine ve önyargılara karşı mücadelesini sürdürdü.

14 Aralık 1964'te, Amerika Birleşik Devletlerinde televizyonda bir röportaj yaptıktan sonra, Havana'ya uğramadan, doğrudan doğruya Mali'ye gitti.

Dünya siyaseti sorunlarını incelerken, Birleşik Devletlerin hiçbir zaman emperyalizminden vazgeçmeyeceği ve bu konuda herhangi bir değişikliği kabul etmeye yanaşmayacağı, çıkar sağladığı azgelişmiş ülkelerin kendi öz çıkarları doğrultusunda gelişmelerine izin vermeyeceği sonucuna varmıştı. Azgelişmiş ülkelerden hiçbiri, endüstrisini ABD sermayesiyle rekabet edecek tarzda geliştiremezdi. Hiçbir azgelişmiş ülke, toplumun en alt düzeyinde bulunanların, en yüksek düzeye ulaşmasını sağlayarak, yozlaşmışlıktan arınmış bir yapının getireceği olanaklardan yararlanamayacaktı. Che, tüm azgelişmişler dünyasında kök salan devrimci sürece bağlı olmayan hiçbir devrimin başarılı olamayacağına inanıyordu. Onun düşüncesine göre, barış içinde bir arada yaşama ilkesi yalnızca yeryüzünün en büyük iki gücü için söz konusu olmamalı, azgelişmiş ülkeleri de kapsamına almalıdır. Bunun tersini düşünmek devrimci düşünceden ödün vermek anlamına gelir. Oysaki, devrimci ideallerden ödün vermek, devrimi yozlaştırmak demektir. Che, 1961 yılında yazdığı Devrimin Bir Yanlışı adlı makalesinde bu önemli konuyu ele almış ve daha sonraları birçok kez yeniden işlemiştir.

Che, yeni toplumun kurulmasında maddi özendiricilerin ön plana çıkarılmasının toplumsal ahlaka zarar vereceğine inanıyor, güçlü bir devlet kurma uğruna yeni insanın yaratılması amacının bir yana bırakılmaması gerektiğini savunuyordu. Güçlü bir devletin kurulmasıyla birlikte, kişisel özlemlerine kavuştuktan sonra ortaklaşa eğilimleri paylaşan insanların oluşturduğu toplumun gerçekleşmesiyle de ilgileniyordu. Kolektifi bireyler oluşturduğundan, bireye büyük bir değer veriyordu. Marksist-Leninist düşünür olarak, bu tür bir tartışmaya klasik katkısı, 1960 Ağustosunda yaptığı, Devrimci Tıp üzerine konuşmadır.

1964 yılında, Che, artık tüm kurumların çalışmalarını bu amaca yöneltmesinin zorunlu olduğu, Ulusal Bankanın yalnızca gelişmenin finansmanını sağlamakla yetinmemesi gerektiğini anlamıştı. Devrimci bir kuruluş olan Ulusal Banka, yeni toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmalıydı. Bu konuda, Ortodoks marksist ekonomi uzmanlarıyla yaptığı tartışmalar, Küba için en önemli teorik belgelerdir. Fidel de, bu konuda, Che ile aynı düşünceleri paylaşmaktaydı.

Che içinse bu konular son derece önemliydi, çünkü Küba'nın sosyalist ekonomisinin tüm yapısını ve yönelimini etkiliyordu. Che, eğer tüm çabamızı Sosyalist İnsanı yaratmaya yöneltiyorsak, bu, Değer Yasasının (arz-talep yasası) yanlış olduğu anlamına gelir, diyordu. Değer, pazar fiyatına göre değil, ürünün manevi ve toplumsal değerine göre belirlenir. Aynı şekilde, Sosyalist İnsan, sosyalist verimlilikten daha önemli olduğuna göre, bir girişimin değeri, onun parasal başarısıyla değil, toplumsal işleviyle ölçülür. Che, bu düşüncesini eserlerinde açıkça ortaya koymuştur. Ulusal Bankayı yönetirken, girişimlere, taşıdıkları toplumsal değere göre bütçe ayırıyordu. Yöneticileri, varacakları sonuçlardan başka bir şey düşünmez hale getiren devlet kurumlarına kredi vermezdi. Che'nin, fiyatlar, fedakarlıklar, ithalatta kısıntılar, yeni fabrikalar, elektriklendirme, iletişim vb. konusunda tüm tutumu bir tek temel ilkeden kaynaklanırdı: Toplumu ne denli değiştirirseniz değiştirin, ne denli yeni baştan kurarsanız kurun, yeni insanı yaratmazsanız, tutumların değişmesini sağlayamazsanız, sonunda varacağınız yer yine açgözlülük, hırs ve kişisel heveslerdir.

Che için devrime ve devrimci çalışmaya yön veren, silahlı mücadelenin ötesinde, insan sevgisidir. Gerçek "sevgi kuşağı"nı yaratmak gibi yüce bir amaç, devrimci savaşı haklı çıkarır.

Che, efendi ile köle arasında sevgi olamayacağını herkesten iyi anlamıştı. Bu tür bir ilişkinin yok edilmesi gerektiğini biliyordu. Bu ilişki ortadan kaldırıldığında, yeni ilişkinin, sevgi ilişkisinin yerden fışkırırcasına, kendiliğinden kurulamayacağını da biliyordu. Sevgi, yukarıdaki bir kurum tarafından tepeden inme bir biçimde de yaratılamaz. Köklerden, halktan çıkıp aşağıdan yukarıya doğru yükselir. Che, sevginin yıldırım gibi inmediğine, bir anlık, mistik bir olaydan farklı bir şey olduğuna inanırdı. Sevgi bir çabadır. İnsanlar sevgilerini emek vererek, adım adım yeşertip büyütür.

İnsanların sevgilerine emek verebilmesi, başkalarının mutluluğundan mutluluk duyabilmesi için aralarında iletişim kurulmalıdır. İletişim kurabilmek için de insanlar eşit olmalıdırlar. Yoksul bir kişiyi "seven" zenginin sevgisi, aslında acımadan başka bir şey değildir. Önce hırsların, açgözlülüğün, efendiliğin ortadan kaldırılması gerekir. Bu nedenle Che, 1965 yılında, Küba'yı terk edip efendilere karşı savaşmaya gitti. Artık Küba'da yeni insanları, yeni insanlar yaratıyordu. Yeni kuşağın oluşumu tamamlanmıştı.

Kuşkusuz, o sırada otuz yaşın üstünde olan Kübalılar devrime uyum sağlayana dek, zor günler yaşamışlardı. Ama, yeni kuşak artık uyum sağlamıyor, önderlik ediyordu. Yeni insanlar kendilerini devrime öylesine adamışlardı ki, Che, Küba'nın sosyalist insanın yaratılması yolunda kesin ve geriye dönülmez biçimde ilerlediğine inandı. Devrimin ilk yıllarından başlayarak, yüz binlerce Kübalı, gönüllü doktor, öğretmen, yapı işçisi, mühendis ve asker olarak yurtdışına gitti. Bu insanlar Vietnam'da, Kamboçya'da, Angola'da, Grenada'da, Nikaragua'da hizmet ettiler. Tüm Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde görev aldılar. Bugün, bu enternasyonalist gönüllülerin yürekten inandığı slogan, aynı zamanda Küba gençliğinin sloganıdır: "Che gibi olalım!" İşte, Küba'nın geleceğini bu insanlara emanet eden Che, gönül rahatlığıyla, devrimin başarılarından mutluluk duyarak, her şeye yeniden başlamak üzere Küba'dan ayrıldı.

1965 Ocak ve Şubat aylarında, Mali'den sonra Congo Brazzaville, Gine, Gana, Dahomey, Tanzanya ve Mısır'ı ziyaret etti. 24 Şubat 1965'te, Cezayir'de, Asya ve Afrika ülkelerinin ekonomik örgütlenme ve dayanışma seminerinde yer aldı. Burada verdiği söylevde SSCB'ye karşı eleştirici bir dil kullandı ve ekonomik anlaşmalar konusundaki bazı aşırılıklarına değindi. Sonra yine Küba'ya döndü.

14 Mart 1965 günü, Afrika'dan dönüşünde, havaalanında, Küba Cumhuriyeti Başkanı Osvaldo Dorticos ve Fidel Castro tarafından karşılandı. Bu onun, halkın içinde son görünüşüydü.

1965 yılının Martında, Afrika'ya askeri danışman olarak gitmişti. 3 Ekim 1965'te Fidel Castro halkın huzurunda, Che'den aldığı veda mesajını okudu: «...dünyanın başka toprakları alçak gönüllü çabamı bekliyor...»

1965 yılında Vietnam'a, sonra Kongo'ya gitti ve Latin Amerika'da çeşitli yerleri dolaştı. Guatemala ve Venezüella'da bulundu. Peru'yu boydan boya aştı, hatta, belki de Kolombiya'ya bile gitti. 1 Şubat 1966'da, kızının onuncu yaş gününde, ona "Latin Amerika'da bir yerden" bir pusula göndermişti. Kızına şöyle yazıyordu: «Düşmanlarımıza karşı savaşmak için uzaklara gittiğimi ve daha uzun zaman senden uzak kalacağımı bilmelisin. Yaptıklarım pek büyük işler değil, ama benim seninle gurur duyduğum gibi, senin de her zaman babanla gurur duyacağını umuyorum. Daha önümüzde pek çok mücadele yılı bulunduğunu, kadın olmana rağmen bu mücadelede üstüne düşeni yapman gerekeceğini unutma. Bu arada, kendini hazırlamalısın, tam bir devrimci olmalısın. Senin yaşında bunun anlamı, olanaklar elverdiğince çok okuyup öğrenmek ve her zaman haklı davaları desteklemeye hazır olmaktır... »

3 Kasım 1966'da, Che, Adolfo Mena Gonzales adına çıkarılmış bir pasaportla Bolivya'ya girdi. Kod adı Ramon idi. Burada, yeniden, en baştan başlayarak mücadelesini sürdürdü.

Che'nin, Bolivya'da devrimin yavaş gelişmesinden duyduğu düş kırıklığı, Bolivya Günlüğü’nde açıkça bellidir. Bunun nedeni, biraz da Che'nin aceleci oluşu, 1961'den beri, uzun süre yaşayamayacağını bilmesiydi.

Fidel'in belirttiği gibi, Che'nin, kendi güvenliğini hiç hesaba katmadığı gerçektir. Kişisel bakımdan, birçok engeli aşmak zorundaydı. Yine Fidel'in belirttiği gibi, Che'nin, kendi varlığının zorunlu olmadığına, kendisi ölse de davanın süreceğine inandığı gerçektir. Bu düşünce, kuşkusuz doğrudur. Ama, Fidel «...Onun deneyimine sahip, onun çapında, onun gerçekten benzersiz yeteneğini taşıyan insanlara her zaman rastlanmaz,» demişti, böyle kişilerin küçük, görelice önemsiz çarpışmalarda ölmemesi gerektiği de doğrudur. Fakat Che, sonuna dek, tarihi herhangi bir bireyin değil, çoğul olarak insanların yaptığına inanmıştı.

Che'nin Bolivya'da gerilla üssü olarak kullandığı Nancahuazu çiftliğine varışı, 6 Kasım 1966 gününe rastlar. Bolivya askeri güçleriyle ilk silahlı çatışması, 23 Mart 1967 günü olmuştu. 16 Nisan 1967'de Havana'da toplanan Tricontinentale Konferansında, Osmany Cienfuegos, Che'nin mesajını okudu. 29 Eylül 1967, AP Ajansı, askeri kaynaklardan aldığı bilgiye dayanarak, Bolivya silahlı kuvvetlerine bağlı bin beşyüz kişilik bir askeri gücün Che'nin peşine düştüğünü haber verdi.

8 Ekim 1967 günü, Che'nin grubu, El Yuro'da yüzlerce asker tarafından çevrildi. Bacaklarından yaralanan Che tutsak düştü. Higueras köyünün okuluna götürüldü ve sorguya çekildi. Hiçbir soruya cevap vermedi. Hiçbir tedavi de görmedi. 9 Ekim 1967 günü saat 13:10'da, Bolivya Cumhurbaşkanı René Barientos'un emriyle, Che, Çavuş Mario Teran'ın makinalı tüfeğiyle açtığı ateş sonucu öldürüldü. Ama bugün, yaşadığı zamandakinden daha canlı olduğu açıktır. Tüm toplumsal devrimler tarihinde, doruğa yükseldikten sonra, gönüllü olarak, yeniden, en baştan başlayan insana tek örnektir. O, toplumsal devrimlerin Garibaldi'sidir. Her şeyden önce, geçici bir başarısızlığın, mücadelenin sonu demek olmadığını, insan halk için savaşırsa, kendisi gittikten sonra bayrağı alacak bir başkasının her zaman bulunacağını göstermiştir.

Öldüğünde, ABD basını, «Bolivya'da gerilla operasyonunun bittiğini, geriye kalan altı savaşçının da yakında temizleneceğini» bildirmişti. Ama, olayı izleyen bir ay içinde, Bolivya'da gerillacılarla otuz çarpışma yapıldığı gazetelerde yer aldı. Örneklerin nasıl bir ilerleme yarattığını, nasıl bir itici güç oluşturduğunu, Che, kendi eylemiyle kanıtlamıştı. Hanoi'de, Kongo'da, Cezayir'de, Tanzania'da, Latin Amerika'nın tüm ülkelerinde Che, bir kahramandı artık. Öğrenci Saldırmazlık Eşgüdüm Komitesi'nden (SNCC, Student Non-Violent Coordinating Committee) Julius Lester'in yazdığı gibi: «Che'nin ölmüş olması önemli değildir, önemli olan onun gibi bir insanın yaşamış olmasıdır. Yoldaş Che'yi yok edebilmek için, bizi, biz yoksulların tümünü yok etmeleri gerekir; bu ise olanaksızdır.»

Fidel Castro, «Ernesto Che Guevara'da düşünce adamıyla eylem adamı birleşmişti,» demiştir. Eylem adamı öldürüldü, fakat onun marksist düşünceleri ve oluşturduğu örnek öldürülemedi. Eserlerini, yazılarını ve konuşmalarını, zengin bir siyasi marksist miras olarak insanlığa bıraktı.

Tarih kitaplarında, Che, marksizm-leninizme katkıda bulunan büyük bir insan diye anılacaktır. Marksist-leninist düşünürler tarihinde, Che en büyük kuramcılar arasında yer alacaktır.

Fidel Castro, Che'nin ölümünün ardından yaptığı konuşmada: «Che'nin yazıları, Che'nin politik ve devrimci düşünceleri, Küba devrimi sürecinde ve Latin Amerika devrimci sürecinde asla tükenmez, eksilmez, sonsuza dek sürecek bir değer taşıyacak, değerini sürekli biçimde koruyacaktır,» demişti. «Onun düşünceleri -eylem adamının, düşünce adamının, eksiksiz ahlaki değerlere, üstün duyarlığa, kusursuz davranışlara sahip bir insanın düşünceleri- evrensel bir öneme sahiptir ve her zaman sahip olacaktır.»

Okuyucu, Che Guevara'nın eserlerinden, onun Direniş Ordusu Komutanı ve gerilla savaşı stratejisti, 26 Temmuz Hareketi liderlerinden biri, ABD'ye sırtını dayayan Batista diktatörlüğüne karşı zafer kazanan devrimin örgütçüsü, Ulusal Bankanın yöneticisi ve yeni devrimci hükümetin Sanayi Bakanı, Küba'da gönüllü işçi müfrezelerinin örnek lideri, Küba'nın, Afrika kurtuluş hareketiyle sıkı bağlarının kurucusu ve dünya platformunda Küba Devriminin temsilcisi olarak üstlendiği birçok görevden çıkardığı dersleri öğrenir.

Hangi görevde bulunursa bulunsun, Che her zaman Kübalı işçi ve köylülerin siyasi lideriydi. Sözleriyle de, eylemleriyle de, Küba devriminin enternasyonalizminin ve liderliğinin örneğiydi.

Eserleri, tarihçilere, siyaset bilimcilere, hümanistlere ve eylemcilere bugünün sorunlarını ele alırlarken rehber olacaktır. Onlar, bu sorunları, Che'nin yaptığı gibi, dürüstçe ele almalı ve tam olarak incelemelidir.

Che'nin kendisi de, her şeyden önce eylemciydi. En güç sorunların üzerinde derin ve doğru biçimde düşünürdü. Gerekli her şeyi okur, konuyu olanakların elverdiğince derin biçimde incelerdi. Fidel'in dediği gibi: «...komünist bir devrimci olarak, gerçek bir komünist olarak, ahlak değerlerine ve insan bilincine sınırsız inancı vardı. İnsan toplumunda, komünizmin kuruluşunda manevi özendirici güçlerin temel hareket kolu olduğunu kesin bir açıklıkla gördüğünü de söylemeliyiz.» O her şeyden önce, yapıcıydı, devrimciydi ve eylemciydi.

İşte, onu Guatemala'ya, Küba'ya, Bolivya'ya götüren bu nitelikleriydi. Bugün, yeni Che'leri yaratan yine bu sarsılmaz güven ve eylemciliktir. İnsana inananları, insanın başkalarına saygı duyacağı, kendi eşiti insanlarla iletişim kuracağı yeni toplumu yaratacağımıza, "başaracağımıza" inananları, Che ile birlikte "Venceremos!" diyenleri yaratan da yine bu güven ve eylemciliktir.

 

Yaşamöyküsü-Röportajlar-Mektuplar, Türkçesi.: Nadiye R. Çobanoğlu

Yar Yayınları, 3. Baskı. sayfa 7-50,  Ekim 2005, İstanbul

Kategori: Politika
              Kültür - Sanat
ilvat tarafından gönderilen tüm yazılar
Bu yazı 14/11/2006 tarihinde yayınlandı. ilvat tarafından 15/06/2008 tarihinde güncellendi. 2121 defa görüntülendi.
YORUM BIRAKIN
Yazının puanı: 4.8 (7 kişi)
ETİKETLER



Bu yazıyı arkadaşına gönder
Kimden : Kime :
Günlük | Medya | Haftalık | KitapTanıtım | Sizden | yaryayinlari Ana Sayfa | Forumlar | RSS
© 2006 Azbuz.com. Her hakkı saklıdır. Blog tutmak ve site yapmak için Türkiye'de bir numara.